Her şey manen Onun adını zikreder. Taş, ağaç, hava, kuşlar, yapraklar, bulutlar, güneş manen “Bismillah” diyor.

Rüzgar Onun adıyla havayı senin önüne getiriyor; Ciğerlerini dolduruyor.

Sen “Bismillah” diyesin diye…

Kuşlar lisanlarınca “Bismillah” diyorlar; kulaklarınla işitiyorsun, kaldır kafanı ve dinle! Onun adını işitip, hatırlayasın diye. Bu toprak, ağaç, kuşlar hepsi sabah akşam Hâlik’ini  zikrediyorlar.

Sen tek bir “Sübhanallah” dediğin vakit, o toprak titriyor; taş içinden envai çeşit nebatatı çıkartıyor.

Sen “Elhamdülillah” dediğin zaman hava bütün zerrelerine kadar bir ordu gibi düzenini alıp o rüzgarlar bütün beşerin emrine veriliyor.

Sen “Allahuekber” dediğin vakit bütün alem, kainat, yıldızlar vazifelerini yerine getirmiş olan bu nev-i beşeri selamlıyorlar.

Ey Gafil Nefsim!

Neden susturamıyorum seni? Her daim fenalığı istiyorsun ve apaçık bir güneş gibi görünen hakikatın önüne karabulutlar misali çöküyorsun. Nefsim, beni kör ediyorsun.

Bir vakit itaatten çıktığım zaman bütün zerrecikler bana düşman oluyorlar.

Derlerki; “biz bütün vazifemizi yapıyoruz, kusursuz bir şekilde beşerin hacatını “Kün feyekün” emriyle gideriyoruz. Fakat arzın halifesi, ahsen-i takvim vazifeden çıkıyor. Ona boşuna hizmet ediyoruz. Çünkü o beşer küfre düşüyor. Onu yaratan Hâlik’ini tanımıyor. Oysa ki O Kadir-i Zülcelal bütün alemlerde an ve an “İnsan” için tasarruf ediyor. Tek bir an şaşmadan bütün kainatı onun için döndürüyor. O istemese dahi bütün ihtiyaçlarını bilip rızkını her an vermeye devam ediyor.”

Madem senin için bu kainatı çekip çeviren bir Rabbin var,

Ey Gafil Nefsim!

Sen bir anlıkta olsa onu aklından nasıl çıkartabiliyorsun. Başka ilahlar mı edindin? Haşa!

Nasıl olur da dünyanın zayıf oyunlarına kanabilirsin? Her an senin iyiliğini düşünen Rabbine karşı nasıl şekva edebiliyorsun?

Şekva değil şükür gerek. Hayatı sana bahşeden Rabbe şükür gerek. Varlığını yokluğuna tercih eden Rabbine şükür gerek.

 

Eğer ben tek başımayım, çaresizim, acizim, zayıfım ve hiçbir isteğim olmuyor diyorsan, Üstad Bediüzzamn Said Nursi Hazretleri şöyle buyuruyorlar:

 

İhtiyarın cüz’î ise, kendi Mâlikinin irade-i külliyesine işini bırak. İktidarın küçük ise, Kadîr-i Mutlakın kudretine itimat et. Hayatın az ise, hayat-ı bâkiyeyi düşün. Ömrün kısa ise, ebedî bir ömrün var, merak etme. Fikrin sönük ise, Kur’ân’ın güneşi altına gir, imanın nuruyla bak ki, yıldız böceği olan fikrin yerine herbir âyet-i Kur’ân birer yıldız misillü sana ışık verir. Hem hadsiz emellerin, elemlerin varsa, nihayetsiz bir sevap ve hadsizbir rahmet seni bekliyor. Hem hadsiz arzuların, makàsıdın varsa, onları düşünüp muztarip olma. Onlar bu dünyaya sığışmaz. Onların yerleri başka diyardır ve onları veren de başkadır.

Sözler/Otuzikinci Söz/3. Mevkıf/2.nokta

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>