Uzun zamandır elime kalem almıyorum, insanlar gaflete girebiliyorlar ve sükut edip uykuya dalabiliyorlar. Ama her kışın bir baharı, her gecenin bir sabahı olduğu gibi her uykunun bir uyanışı vardır elbet. Peki neydi beni bu gaflet ukusundan uyandıran sebep…?

Asrımız… Şu garip, sarsıntılı, daima çalkalanan, yerinde durmayan kararsız asrımız.

Ahirzaman.

Boğulan kalpler, hissiz fikirler, şuursuz bakan gözler.

Varlığının hakikatini kavrayamamış, kıvranıp duran zihinler.

Geçen sene inançsız bir gençle karşılaştım. Bir takım soruları olduğunu söyledi. Oturduk bir köşeye başladık konuşmaya. Önümüzde geçip giden insanlar, yanımda kalbi, zihni şüphelerle dolmuş, içinden çıkılmayacak bir hale girmeye yüz tutmuş bir çocuk. daha 15-16 yaşlarında.

Sordum seni bu düşünceye, Allah’ın olmadığı düşüncesine iten şey nedir?

Öyle bir cevap verdi ki sanki özenle yapılmış bir sanat eserini şuursuzca kıran acımasız biri gibi

Sanki ona yapılan bütün iyilikleri unutup elinin tersiyle iten vefasız gibi, sanki aşikar bir şekilde görünen güneşi gözlerini kapayarak olmadığını söyleyen bir yalancı gibi…

Koca Bir MANTIKSIZ cevabını verdi. Herşey mantıksız.Madem Allah hiçbir şeye muhtaç değil,bana ihtiyacı mı var ki beni yarattı? (Haşa)

Madem cennete veya cehenneme gideceğimi biliyor o halde neden burdayım? gibi bir takım sorular.

Sanki Allah her şeyi bir eğlence olsun diye yaratmış düşüncesinde, sanki herşey kurgulanmış sen sadece rolünü oynuyorsun düşüncesinde. Sanki bir seçim hakkı yokmuşta varlık aleminde,  zindandaymış düşüncesinde. Oysaki yokluğa rağmen varlık nasıl da büyük bir nimet.

Onun, içinde olduğu bu duruma,genç yaşında bu halde olmasına çok üzüldüm.

Tabiki bu soruların cevabı vardı aklımda ama temelde bir eksiklik vardı. Onu halletmeliydik önce. Bütün bu sorularla Allah’ın olmadığı hükmünü veremezdi. Çünkü olmayan Allah’ın (Haşa) kurallarını beğenmiyordu.

Ben dedim ki bence sen inanıyorsun ama aklındaki sorulara cevapta bulamıyorsun dedim.

O ısrar ederek halen inanmadığını söyledi.

Belli müddet tartıştık bir yaratıcının olması gerektiği sonucuna ulaştık ama halen aynı yerde takılıp kendini tekrar ediyordu. Mantıksız.

Sonuç olarak o genç iman etmedi. Şimdi ondan haberim yok ama inşallah bu çirkin düşüncelerinden kurtulmuştur.

Ben hayli zaman geçtikten sonra bu inkar fikrinin temelini çok düşündüm. Ne yapabilirim diye araştırdım. Tabiki en güzel kaynağı Kur’an hakikatlerinden süzülmüş Risale-i Nurlar’da buldum.

Ve geriye dönüp o gençle tekrar karşılaşsam şunları söylerdim.

Mantıksız demenin sebebi şu; Sen körsün ve cahilsin, çevreni görmüyor ve bilmiyorsun.

Eğer şu kainatın muntazaman işleyen çarklarını görebilseydin böyle düşünmezdin. Çok yüksek hızlarla ve birbirine çarpmadan kendi yörüngelerinde ilerleyen yıldızlara baksaydın bu şekilde düşünmezdin. Cansız, şuursuz toprağın içinden çıkan çeşit çeşit hayattar bitkileri görebilseydin bu şekilde konuşmazdın. Vücudunda her daim bir ordu gibi vazifeli çalışan zerreleri bilseydin bu söylediklerinden utanırdın. Bir sineğin bütün bir kainatla alakadar olduğunu kavrayabilseydin, sözlerinin ne kadar cahilane olduğunu görürdün.

Hakikat denizi tükenmez. Nereye baksan, neyi görsen, neyi işitsen hikmet pırıltılarını elbette göreceksin.

Diyor ya Üstad Hazretleri Risale-i Nur’da;

“Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen fa’al ve kudretli bir Zâtın hârika işlerine bak. Sen başıboş olmadığın gibi, bu hâdiseler de başıboş olamazlar. Herbirisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar. Bir Müdebbir-i Hakîm tarafından istihdam olunuyorlar.” Vesselam.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>