Zamanının en güçlü devleti’nin sonunun nasıl olduğunu merak mı ediyorsun?

Evet öyle bir devlet düşünün ki zenginlik,nimette bolluk,askeri anlamda en güçlüsü her savaştan zaferle çıkan bir  devlet ve zamanın en iyi teknolojisine sahip bir devletti ve onlar nankörlükleri yüzünden azaba uğrayanlardan oldular,Kur’an da şöyle bahsediyor;

“Andolsun, Sebe’ (halkı)nın oturduğu yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi.”

(Onlara demiştik ki: ) “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabbiniz var.” Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece biz de onlara Arim selini gönderdik.

Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük.

Böylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız? (Sebe Suresi: 15-17)

Sebe: Yemen’de yerleşmiş ticaretle uğraşan bir millet olup başkentleri , Yemen’in San’a şehrinin takriben 100 km. kuzeydoğusundaki Ma’rib idi. Kurdukları üstün medeniyet dillere destandı. Güney Arabistan’da yaşamış olan dört büyük uygarlıktan birisidir. Sebeliler, M. Ö. 1100-115 arasında bin yıl kadar bütün Arap yarımadasına hâkim olmuşlardı. Sebe kavmini anlatan tarihi kaynaklar, bunun Fenikeliler gibi yoğun ticari faaliyetlerde bulunan bir devlet olduğunu söylerler. Buna göre Kuzey Arabistan ticaret yollarının bir kısmı, bu kavmin elindeydi. Sebeli tüccarların, Kuzey Arabistan yoluyla Akdeniz’e ve Gazze’ye mal götürebilmeleri için bütün o bölgelerin yeni hakimi olan II. Sargon’dan izin almaları veya ona vergi vermeleri gerekiyordu.

Sebe Devleti, bölgenin en güçlü ordularından birine sahipti. Ordusu sayesinde yayılmacı bir politika izleyebiliyordu.

Sebe devletinin bu dikkat çekici derecede güçlü ordusundan Kuran’da da bahsedilmektedir. Sebe ordusunun komutanlarının Kuran’da aktarılan bir ifadesi, bu ordunun kendisine ne kadar güvendiğini göstermektedir. Komutanlar, Sebe’nin kadın yöneticisine (Melikesi’ne) şöyle derler:

Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız). (Neml Suresi, 33)

Sebe ülkesinin başkenti, bulunduğu coğrafyanın avantajlı konumu sebebiyle oldukça zenginleşmiş olan Maribdi. Başkent, bölgede bulunan Adhana Irmağı’nın çok yakınındaydı. Bu nehrin Cebel Balak’a girdiği nokta, baraj yapımına çok uygundu; bundan yararlanan Sebeliler de daha uygarlıklarını kurma aşamasındayken buraya bir baraj inşa etmişler ve sulama yapmaya başlamışlardı. Bu baraj sayesinde de çok ileri bir refah seviyesine kavuşmuşlardı.

 

  • Sebe halkı bu refah ve zenginlik içinde yaşarken elde ettikleri tüm nimetleri (varlık,mal,mülk,gıda,mücevher) kimden geldiğini unuttu yani insanoğlu bolluk içinde yine şükürsüzlük yaptı  ve azaba uğradılar nasıl mı?

 

Kur’an’da Sebe halkından ve nankörlükleri sebebiyle bu halkın başına gelen sel felaketinden bahsedilir. Hatta bu felaketin nasıl meydana geldiği ayrıntılarıyla anlatılır. Zira Sebe kavmine gönderilen azaptan “Seyl-ül Arim” yani “Arim seli” olarak bahsedilmektedir. Kur’an’da geçen bu ifade, aynı zamanda bu selin meydana geliş şeklini de göstermektedir.

“Arim” kelimesinin anlamı, baraj ya da settir. “Seyl-ül Arim” kelimesi de, setin yıkılması sonucunda meydana gelen bir seli anlatmaktadır.

Şimdi Kur’an’ın Sebe halkı hakkında verdiği bu haberin, tarihçiler tarafından nasıl tasdik edildiğini tarihi kayıtların lisanıyla dinleyelim;

“Sebe halkı, Güney Arabistan’da yaşamış olan dört büyük uygarlıktan biridir. Sebe kavmini anlatan tarihi kaynaklar, bu kavmin Fenikeliler gibi yoğun ticari faaliyetlerde bulunan bir devlet olduğunu söylerler. Sebeliler, tarihte medeni bir kavim olarak bilinmişlerdir. Sebe hükümdarlarının yazıtlarında onarma, vakfetme, inşa etme gibi kelimeler ağırlıktadır. Bu kavmin en önemli eserlerinden olan Marib Barajı da, ulaştıkları teknolojik seviyenin önemli göstergelerindendir.”

Sebe halkı, o döneme göre oldukça ileri bir teknoloji ile kurdukları Marib Barajı’yla birlikte büyük bir sulama kapasitesine sahip olmuştu. Bu yöntemle elde ettikleri bol ürünlü toprakları ve ticaret yolu üzerindeki kontrolleri, onlara görkemli ve refah dolu bir hayat yaşatıyordu.

Marib’deki bu baraj aracılığıyla sulanabilen toplam alan 9.600 hektardı ki, bunun 5.300 hektarı güney, geri kalanı ise kuzey ovasına aitti. Bu iki ova, Sebe kitabelerinde bazen “Marib ve iki ova” diye anılırdı.İşte Kur’an’daki “sağdan ve soldan iki bahçe” ifadesi, muhtemelen bu iki vadideki gösterişli bağ ve bahçelere işaret eder. Bu baraj ve sulama tesisleri sayesinde bölge, Yemen’in en iyi sulanan ve en verimli kesimi olarak ün yapmıştı.

Fransız J. Holevy ve Avusturyalı Glaser, Marib setinin çok eski devirlerden beri var olduğunu yazılı belgelerle ispat ettiler. Himer lehçesiyle yazılan belgelerde bu barajın ülke topraklarını verimli kıldığı yazılıydı.

Daha sonra bu barajın yıkılmasıyla meydana gelen sel sonucu bütün ülke harab oldu. Sebelilerin dağların arasına setler inşa ederek kazdıkları kanallar yıkıldı ve bütün sulama sistemi bozuldu. Bunun sonucu daha önceden bir bahçe gibi olan ülke yabani otların yetiştiği bir hale geldi ve küçük bodur ağaçların kiraza benzer yemişi dışında yenebilecek hiçbir meyve kalmadı. Ayrıca Sebe kavmine ait sütunların yüzeyinde Sebe dilinde yazılmış yazıtlar bulunuyordu. Bu yazıtları inceleyen Hrıstiyan arkeolog Werner Keller Kutsal Kitap Doğruyu Söyledi isimli kitabında şöyle demektedir;

Arim seli Kur’an’da haber verildiği gibi gerçekleşmiştir. “Zira Böyle bir barajın olması ve yıkılarak şehri tamamen harap etmesi, Kur’an’daki bahçe sahipleriyle ilgili verilen örneğin gerçekten de meydana geldiğini kanıtlıyor. ”

 

Şimdi şu noktalara dikkat çekiyoruz:

1- Kur’an geçmişte yaşamış Sebe halkından bahsediyor, tarihçiler bunu kabul ediyor,

2- Kur’an, Sebe halkının yeşillikler, bağlar ve bahçeler içinde güzel bir şehirde yaşadığını haber veriyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor,

3-Kur’an bu şehirde bulunan büyük bir barajdan bahsediyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor,

4-Kur’an bu barajın iki bahçeyi suladığını haber veriyor, tarihçiler marib ve iki ova diyerek bunu da kabul ediyor,

5-Kur’an bu barajın yıkılmasıyla meydana gelen bir sel felaketinden bahsediyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor,

6-Kur’an selden sonra bağ ve bahçelerin harab olduğundan haber veriyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor.

Acaba bütün bu kabul etmekler sizce ne manaya geliyor?

Evet, tarihçiler Kur’an’ın haber verdiği bütün bu maddeleri kabul etmekle, aslında bu kitabın Allah’ın kitabı olduğunu tasdik ediyor, zira ümmi, yani okuma yazma bilmeyen bir beşerin, kendi kendine bunları keşfetmesi ve haber vermesi mümkün değildir.

Şimdi soruyoruz; Kur’an’a haşa, bir beşer sözüdür diyenler, Kur’an’ın geçmişten verdiği bu haberlerin doğruluğunu ne ile izah edebilirler?

Kur’an, geçmişten verdiği haberlerin doğruluğu ile adeta “Ben Allah’ın kitabıyım” diye gök gürültüsü gibi seda verirken, onlar sivrisinek vızıltısı hükmündeki hangi hezeyan ile bu sedayı susturabilirler?

 

 

Kaynaklar Değiştir

^ “Marib”, İslam Ansiklopedisi: İslam Alemi, Tarihi, Coğrafya, Etnoğrafya ve Bibliyografya Lugati, Cilt 7, ss. 412-413
^ “Marib”, İslam Ansiklopedisi: İslam Alemi, Tarihi, Coğrafya, Etnoğrafya ve Bibliyografya Lugati, Cilt 7, ss. 364
^ The Bible as History; a Confirmation of the Book of Books, New York: William Morrow, 1956, s. 230
^ “Marib”, İslam Ansiklopedisi: İslam Alemi, Tarihi, Coğrafya, Etnoğrafya ve Bibliyografya Lugati, Cilt 7, ss. 323-339
^ Sebe Suresi, 15,16,17
^ Neml Suresi, 33

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>